7 Haziran 2014 Cumartesi

Ve Atina


13 Ağustos'ta saat 12.00 sularında Aigina - Perdika'dan ayrıldık.

   Atina hedefimize ulaşma yolunda, bizi denizlerin sevimli canlıları yunuslar karşıladı. O Sırada tekneyi eşim kullanıyordu. Ben gördüğüm güzelliklerin sevincinden, video modu- fotoğraf modu karmaşasına girip yunusları tam çekemesem de gözlerimle bu güzel canlıların keyfini sürdüm.

çekebildiğim en net fotoğraf.. hoşbulduk..

   Aigina-Atina rotamız bol tramolalarla dolu orsa seyri yaparak oldu. Rüzgarı kovalarken önce pruvamız Salamina adasına kuzeye doğruydu. Daha sonra yönümüzü Pire limanına kuzeydoğuya çevirdik. Limanın giriş kısmında denizde karartılar vardı ve ne olduğunu kestiremiyorduk. Hemen dürbünü aldım elime. Hızımız 4-6 knot arasında değişiyordu.

Pire yarımadası uzaktan görünüş

    Limana yaklaştıkça rüzgar kesildi. Yelkenleri indirip, motor seyrine geçtik. Bu sırada yunuslar bize eşlik etmeye devam ediyordu. Ben onlara çarpacağımız korkusuyla teknenin güvertesinde bir elimde kamera, bir elimde dürbün, bir gözüm yunuslarda bir gözüm ufukta eşime direktifler veriyordum; ''Aman yavaşla çarpacaksın.. yaa hızlan yunuslar gidiyor, acaba geri dönsek mi?. '' Limana yaklaştığımızda gpste de belirtilmiş; precautionary area,traffic separation area (ihtiyat bölgesi- trafiğe ayrılmış bölge), ufuktaki karartıların RO-RO ve konteyner gemileri olduğunu gördük. Sıra sıra demirlemiş, giriş zamanlarının gelmesini bekliyorlar. Dev gemilerin arasından küçük Avanti'miz kibar kibar süzülerek bu sefer pruvasını Zea marina'ya çevirdi.

Pire Limanın girişinde bekleyen gemiler
   Ve Zea Marina hedef tamamlandı. Telsizden Zea marinaya çağrı yaptık. CH 9. Girişinde biraz bekletildikten sonra palamar öncülüğündeyerimize yerleştik. Çift tonozla bağlanılıyor. Suyu o kadar yosunlu ve kirliydi ki üstümüz başımız, teknenin halat değen her yeri yosun ve çamur olmuştu. Kaldı ki Atina körfezinin ( Saronic bölgesi) temiz ve bol tuzlu suyuyla teknemizin altı pırıl pırıl olmuştu. Şimdi teknenin burada 1 ay demirleyeceğini düşünürsek bu kötü olmuştu. Saat 16.00 da geriye dönüp baktığımızda bodrum çok uzağımızda kalmıştı, acemiliğimizde.

Zea Marina giriş bizi karşılayan palamar
   Zea marinadaki muhattabımız Maria olmuştu. Bunca adadan sonra tek kurumsal yer Zea olunca bizde internetten önceden fiyat sormuştuk ve yer ayırttırmıştık. Hemen geri dönüş yapmışlardı. Bu arada Zea marina D- marin grubuyla anlaşmalı eğer Türkiye'de tekneniz D- marina grubuyla anlaşmalı bir yerde bağlıysa size indirim uyguluyorlar. Bizde öyle bir şey olmadığı için Avanti'nin günlük bağlanma fiyatı 39€, aylık 430 € idi. Elektrik ve su için kart alınıyor. Harcadığınız kadar bakiye düşüyor ve en az 10€ yükleniyor. Kullanmadığınız kısmını makinadan karta yükleyip parayı iade alabiliyorsunuz. Duş ve wc içinde o karta ihtiyacınız oluyor.
Pire şehrinin içinde olması haricinde genel olarak bakıldığında Zea marina o kadar güzel değil. Ama iyi olan bir şey var ki oda iletişim rahatlığı ve herkesin bilinçli olması.

Zea Marina

plaka

   Yunan adalarına genel olarak bakıldığında ; hepsindeki ortak noktalar :sahil kasabalarında bol ege çiçekleri, rengarenk küçük sevimli evler, özenle dizayn edilmiş restaurantlar, doğası ve orjinalliği bozulmamış mekanlar, bizim türk yemeği bu diye çıkıştığımız onların sahiplendiği lezzetli yunan mutfağı, çokta zengin olmayan ama porsiyonu oldukça büyük deniz ürünleri. Ayak basıldığında eh güzelmiş denilip, ayrılırken çok güzelmiş aslında diyip, akılda kalan mutlaka ikinci kez gitmek isteyeceğiniz adalardan oluşuyor diyebiliriz. Her ada mutlaka liman kasabası ve Hora dedikleri tepedeki şehir merkezine sahip. Kültürleri bozulmamış mutlu mesut yaşıyorlar. Sieastalarından ve kendilerine has kurallarından asla vazgeçmiyorlar. Bu Atina'da bile böyleydi. 

   Uzun yolculuktan sonra medeniyete geldik diye seviniyorduk. Ama pek umduğumuzu bulamadık. Ağustos diye sanırım şehir boştu ve pistti. Her yerde çöp ve köpek dışkısı gördük diyebiliriz.





    Ben bütün yolculuk boyunca fast- food hamburger diye sayıklamıştım. Hiçbir ada da asla bilindik fast- food dükkanı bulunmuyordu; Kos adası hariç. Zea marinadaki evrak işlerimizi bitirdikten ve teknede hoşgeldik keyfi yaptıktan sonra Pire'yi keşfe çıktık ve ta taamm karşımızda ışık saçarak duran Kentucky Fried Chicken.. hımmm.. büyük bir ödül oldu bize.

 karnını doyuran kargalar


şehir merkezinden bir kare

   Ertesi gün Zea marinadan başlayıp yakın çevreyi, Pire yarımadasını yürüyerek keşfetmeye çıktık. Tam başaramadık, yorulmuştuk baya büyükmüş. Otobüs- tren yok, bulamıyoruz bulsak ta anlamıyoruz. Diğer gün gene çıktık yola sıcaktan kavruluyoruz söylene söylene ''ne kadar pis, insanlar nerede?. Atina burası bari burada siesta yapmasınlar'' diye diye gittik gene Pire limanına. Liman 12 terminalden oluşuyor. Her birinden başka adalara veya yurt dışına giden gemiler kalkıyor. Oldukça büyük terminaller arası; shuttle servisleri var. 8. terminal kapısının karşısında tren istasyonu varmış. Daldık içeri hemen harita taraması yapıp, şehir merkezine Atinayı Atina yapan yere gidelim dedik. Bindik trene, sorduk bir kaç kişiye dediler merkez '' Omnia''. Ben başka birisiyle eşim başkasıyla konuşuyor. Kararsısız çünkü insanlar tam net konuşmuyorlar. O kadar yürüyüşten sonra bitap düştük, tren serin ama sususuz. Köpeğimiz Cookie de yanımızda bayılacak o da. Eşim baktı saate 5 dk var dedi trenden indi ve tren kapılarını kapattı. Ben ağlamaklı şoka girdim. Öyle birbirimize baka baka tren pireden ayrıldı. Şoka girdim çünkü eşimin cebinde sadece 5€ var, herşey bende. tren tek gidiş 1.50 €. Tabi eşimde telefonda yok. Tekneden çok uzaktayız, bende öylesine gidiyorum tam karar vermemiştik. İnip geri mi dönsem, ne yapmsam.. diye düşünürken tren kapılarını kapatıp kapatıp  açıyor. En son gördüğüm ''Omnia'' yazısının suratıma kapandığıydı. Durağı kaçırmıştım, hemen diğer durakta indim. Koşa koşa geri dönüş peronuna gittim. Bu arada zaman kaybediyorum. Ya eşim arkamdan bindiyse trene, Omnia da inip, beni göremeyince geri dönerse diye endişeliyim. Omnia durağında indim baktım yok kimse ortalıkta ama treni gördüm giderken, aradan geçmiş yarım saat. Umutsuzluğa düştüğüm sırada merdivenlerin orada bakınan biri gördüm ve büyük bir gülümsemeyle yukarıda buluştuk. Tüm bu karmaşa bitince bir baktık ki etrafa ''burası neresi ya?'' tam bir hayal kırıklığı; yürü yürü burası mı merkez ?, nasıl yani ?. Çok alakasız bir yer gri dev binalar, iş merkezleri hiç bir sevimlilik yok. Bir kaç soruşturma.

   Gidilmesi gereken yerin Thissio veya Monstiraki durakları olduğunu öğrendik. Acropolis'in çevresinin olduğu yerler. yürümeyi tercih ettik. Evet güzelmiş gerçekten, tepede Acropolis.. çevrelerde tarihi yerler, mezarlıklar. Kolonaki'deki restaurantlar. lüks mağazalar, Plaka'daki hediye dükkanları, tezgahlar, ulusal bahçeler, Atina'daki tüm müzeler, Antik agora'sı görülmeye değer bir kaç güne böle böle keyifle gezdik.

   Acropolis'e köpek almıyorlar. Cookie'yi götürmediğimiz bir gün Acropolis'e gittik. Çok ta güzel diyemem aradığımızı tam bulamadık  ya da biz gözümüzde çok büyütmüştük. O mistik mitolojiyi hissedemedik. Ama tapınaklara iyi bakılmış neredeyse hepsi bütün halinde duruyordu, biz gittiğimizde restorasyon vardı. Fotoğraf çekerken zorlandık. kareye girmesin diye. Giriş 12€. 2-3 saat sürüyor gezmek. Girdiğimize değdi aslında çünkü Tepeden tüm Atina'yı görebiliyorsunuz, manzara muhteşem. Şehrin bazı kısımlarında bulunan diğer tapınakları da tepeden görüp harita çizebiliyorsunuz.

Acroplis'ten bazı fotoğraflar..
acropolis 
                               





                                    

Nike'ın tapınağı

   Atina'da kaldığımız diğer günler geri dönüş için plan yaptık, Pire'de gezdik alışveriş yaptık. Dinlendik. kafelerin, barların keşfini yaptık. Zea Marinanın yanında Turco limani var. limanın çevresini de gezdik. Oradaki restaurantlar insana restaurant açtırtmak istetiyor. Gerçekten çok özenilmiş. Modern, şık olma peşinde değil, farklı olma peşindeler.

Turco limanı etrafındaki restaurantlardan biri

    Bir gün kafede oturup, telefonumda gazete okurken; severek takip ettiğim bir köşe yazarının yazısını okudum diyordu ki; ''Ailecek beş günlük tekne gezisi yapacağız, tamamen teknolojiden uzak. Planımız şimdilerde ilkel denilen oyun ve vakit geçirme yöntemleriyle dolu bir tatil olması. Bir aile için küçük bir tekne, birbirine yakınlaşmak için iyi bir fırsat..'' Düşünüyorum da biz denizciler harici ya da yaşam tarzı karmaşa şehir kalabalığı olan insanlar için ne kadar hoş, özenilen bir şey teknolojiden uzak kalmak. Gel sen birde kaptana veya teknede yaşayanlara sor bunu. Harita bilmezsen, sekstant bilmezsen, rüzgarı cihaz olmadan anlayamazsan savrulup gidersin denizde. Bir gün gpsimiz bozulmuştu da ipadten yön bulmuştuk :)

   Asla vazgeçmek istemediğim bir şey tekne yaşantısı, hele motorla giderken; rüzgarı yakaladığında yelkenleri açıp motoru kapattığın zamanki sessizlik paha biçilemez.


 
   Pire'deki diğer bir liman Turco limani Microlimano diye de geçiyor. Fiyat ve giriş yapmak üzere bilgi almak için muhattap bulamadık doğrusu. Bir diğer büyük marina ise Atina'nın güneyinde bulanan Lavrion- Olympic Marina. Tekneyle ilgili arızalarda veya tamir işlerinde destek alınabilecek bir kapasiteye sahip. Biz gitmedik ama Kythnos Adasında tanıştığımız Claus teknesini tamir ettirmek üzere Olympic Marinaya gidip, 3 gün boşu boşuna bekleyip bizim yanımıza Aigina adasına geri dönmüştü. Siestaları, tatilleri bitmez bunların demişti. Ve çok pahalı bir marina. Atina'dan tekne kiralamak için tek adres denilebilir ama. Atina'da daha bir çok marina ve liman var bilgi için internetten faydalanmak şart.    
 
   Avantiyi 1 ay Zea marina'da bırakıp çıkan bir kaç işimizi halletmek üzere Türkiye'ye gemiyle dönmeye karar verdik. Yaşadığımız fırtınaları, bitmek bilmeyen meltemi geride bırakarak; aylarımızı verdiğimiz bu ege denizini 10 saat süren gemi yolculuğuyla geride bırakacaktık.

Hoşçakal Atina

Avantiyle Bodrum'a Geri dönüş yolunu merak edenler için diğer yazım; ''Atina-Bodrum Geri Dönüş''


 



27 Mayıs 2014 Salı

Poros'tan Aigina Adası'na

Yeniden merhaba.. uzun yolculuklar, git geller yaşarken blogumu yazmaya ara vermiştim. Artık size hikayemizin devamını anlatmaya hazırım. Hedef Atina demiştik. Atina'ya bir ada kala Aigina Adası.  

   12 agustos'ta bizi büyüleyen Poros adasından, kanaldaki yelkenlilerin eşliğinde saat 12.50 de ayrıldık. Bu seferki hedefimiz Poros adasının kuzeyinde bulunan Aigina adasıydı. 12.5 mil olan seyrimizi  8-11 knot arası esen rüzgarla 4 knot hızla yelken yaparak saat 15.50 de bitirdik. Yolda daha önce Kythnos Adasında  tanıştığımız Alman Claus’u aradık. Onunla Aigina adasının Güneybatısındaki Peridika Koyunda buluşmak için anlaştık. Claus bizimle aynı tarihte Kythnos’tan ayrılarak ; şiddetli rüzgarlarda dingisini katamaranının kıç kısmına bağlamak için kullandığı ‘’matafora ‘’ denilen krom düzeneğini tamir ettirmek ve Kythnos’ta başka bir tekne tarafından çarpılarak kırılan iskelesindeki seyir ışığını yeniletmek için rotasını Atina’daki Lavrion Olimpic Marinaya çevirmişti.

Peridika Koyu

Peridika koyu huzur dolu küçük bir kasaba. İki adet Panton var. Üç sırası yelkenliler ,diğer sıra ve beton yerler ise balıkçılar için ayrılmış. Derinlik bağlanmada 2 m. Çapa atılıyor. Elektrik ve su yok. Korunaklı bir yer ve ücretsiz. Ancak az yer olduğu için saat 16.00 dan önce gelip, bağlanmanız gerekiyor. Yoksa alarga kaçınılmaz.

Peridika 

Peridika küçük olmasına rağmen  çok kalabalık bir koy ve bir sürü restaurant ve cafe var. Ben eşim ve Claus O akşam güzel bir yemek ziyafeti çektik. Yemekte konu benim sekstant (yerküre üzerinde bulunulan yerin enlemini belirlemek amacıyla, bir gök cismiyle ufukdüzlemi arasındaki açısal mesafeyi ölçmekte kullanılan optik seyir cihazı.)öğrenme merakım konuşulmaya başlandığında; Claus’un ‘’ sekstant öğrenmek sadece ben sekstant biliyorum diye böbürlenmene yarar. Eğer endişeleniyorsan ikinci bir navigasyon aleti bulundur’’ demesi, gecenin bombasıydı. Tabi Claus biliyormuş sekstant. Deniz seyirlerinde yedekleme önemli demişken; komik bir anı geldi aklıma. Dört tekne sahibi bir tekne içine oturmuş, konu ; yedeklemenin önemi; biri ‘’bende her şeyden iki tane vardır. Navigasyon,motor, yelken, radar reflektörü vs gibi’’. Deyince karşılığını  ‘’eşinin yanında her şeyi yedeklediğini söyleme’’ olarak alınca teknede kahkahalar patlamıştı.

Peridika 


Ertesi gün 13 Ağustos saat 11.15’te Peridika Koyundan ayrıldık. Hedefimiz Atina-Pire limanı ama önce Aigina Adasının ana limanına uğramaya karar verdik. Bu arada Saronic Bölgesine girdiğimizden beri bağlandığımız yerlerden ayrılma saati bizi hiç ilgilendirmedi. Hava, rüzgar hep güzel nasılsa.. 10-16 knot esen rüzgarla orsa seyriyle 12.10’da Ana liman Aiyina vardık. Liman girişi dar ve sığlıklar var. Üstelik hız yarışı yapan feribot giriş çıkışı sizi tetikte bırakıyor. Görünüşte güzel bir kasaba olsa da biz bakınıp pruvamızı Atina’ya çevirdik.
Aiyina-Liman girişi














Yolculuğumuzun devamını okumak için diğer yazım;’’ Ve Atina’’

9 Eylül 2013 Pazartesi

Kythnos'tan Poros'a

Kythnos Adasından sonra Kyklad'lar bitti. Şimdi Saronic Adaları grubundayız.

   10 Ağustos'ta saat 7'de Kythnos-Merikhas'tan Poros adasına doğru yola çıktık. Bu seferde deniz süt liman. Kythnos burnundan Kea adasının aşağısında kalan mevkiiye kadar motor seyri  yaptık. Poros adasının güneybatı girişine 5 mil kalaya kadar yelken seyri yaptık. Rüzgar 16 knota kadar çıktı. Keyifli ve telaşesiz  bir yolculuktu. Hızımız 4 -7.5 knot arası idi. İyiki beklemişiz çünkü seyir esnasında karadan çok uzakta olmamıza rağmen kanalların yaptığı dalgalanmaları görebiliyorduk. Rüzgar öğlen saatlerinde 1 kuvveti gösterdiğinde Poros'un Güneybatı girişi gözüktü yelkenleri kapadık, motor seyriyle, adanın ve bizi karşılayan yelkenlilerin keyfini yaşadık. 44 mil olan rotamızı 13.30 tamamladık.

   Syros'ta tanıştığımız, çoğu rota hakkında bilgisi olan İspanya'dan Tunus'a, Kıbrıs'a ve Mısır'a kadar rotasını genişletmiş, sadece yelken seyiri yaptığını söyleyip havasını atan İngiliz denizci, mesleği kaptanlık olan Dale Bechaz tavsiye etmişti bize Poros'u ''ben geç keşfettim siz hemen görün'' demişti. ''hem rota açısından rahat edersiniz, hem de Saronic bölgesine girerken apaz seyri yaparsınız'' demişti. Ne dediyse çıktı. Mükemmel bir yol ve ada idi. Biz Kea Adasına çıkıp, Atina- Pire'ye direkt gidecektik. İyiki Poros'a gitmişiz. .




 
   Poros Adasını Yunanistan ana karası ile boğaz ayırıyor. Uzun bir kanal. Kanala boyunca Poros adasına yakın seyir edilmeli. Feribotlar ve diğer gezi tekneleri de bu rotayı kullanıyor. Kanala Batıdan ve kuzeyden giriş var. Çok karışık ve eğlenceli bir yer. Batı girişinde derinlik ilk başta 5m. daha sonra kanal daralıyor ve derinlik 3.5 metreye kadar düşüyor. Kanal genişledikçe de 7m. oluyor derinlik. Poros adası karşısındaki ana kara ile eşit görünümde kanala yakın kurulmuş bir sahil kasabası. Kanal boyunca uzun yürüyüş yolları, restaurantları ve en çokta hepsi kanal manzaralı renkli şık yalı ve evleri ile gösterişli bir kasaba.


   Neredeyse kanal boyunca müsait olan her yere  bağlanmak serbest ve tonozlu olmayan yerler ise ücretsiz. Çok yoğun olduğu için akşam saat 5'ten sonra mutlaka yerinizi bulup yanaşmalısınız. Zira yer kalmayabilir. Kanal olduğu için çok gelgit oluyor ve uzun çapa atmak yasak o yüzden bazı uyanıklar aborda olduğu için yer sorunu olabiliyor. Elektrik ve su için görevli geliyor. Ne kadar kullanırsan kullan mantığı ile; günlük elektrik €6 su ise €3.

 
   Uzun kalmak değil niyetimiz. Amaç bir an önce Atina'ya  varmak ama o kadar güzel bir yer ki 2. gün bağlandığımız yerden ayrılıp kanal boyunca tekneyle dolaşmaya karar verdik. Kanal boyunca bir sürü küçük koylar var. Demir atıp yüzmek için başladık bakınmaya ama deniz o kadar bulanıktı ki karar veremedik, o kadar temiz suyu olan adalardan sonra. Bağlandık bir yere. Altı bataklık denizin, çapa sürekli tarıyor bu arada biz, 2. de tutturduk. Günümüzü geçirdik, döndük merkeze,canlılığın olduğu bir yere bağlandık 2. gecede. Yanına yanaştığımız tekne daha önce, Kythnos'ta tanıştığımız bir tekne çıktı. Bizimle aynı gün çıkacaktı o da, daha geç çıkmış yola biz yelken yaptık deyince şaşırdı, onlarda hiç rüzgar yokmuş, bütün yolculukta motor seyri yapmışlar.

   Keyifli muhabbetler gezmek derken Poros'ta yapılacak pek bir şey yok. Bizde manzaranın ve yoğun yelkenlilerin keyfini sürdük. Bundan sonraki hedef Aigina Adası.
















Aigina' da görüşmek üzere..

2 Ağustos 2013 Cuma

Syros'tan Kythnos'a

   31 Temmuz saat 6.00 da Kythnos'a doğru yola çıktık. İki ada arası paralel geçiş yaptığımız için 5 kuvvetindeki rüzgarla keyifli bir apaz seyri yaptık. Tadı damağımızda kaldı.Toplamda 33 millik yolun 25 mil olan kısmını yelkenli ile 6-7 knot hızla katettik. Kythnos burnunu geçince adanın batısından kuzeyine doğru tırmanırken 27 knot kafadan gelen rüzgarla, motor seyri ile 11.15'te rotamızı tamamladık.

Yelkenler fora

   Kythnos'ta durağımız Merikhas koyu idi, küçük bir koy. Adanın batısında bulunuyor. Koya girişte bir ada var. Adanın üst tarafından geçmelisiniz. Zira alt tarafın derinliği 3.5 m tehlikeli olabilir. Bağlanmada çapa atılıyor. Çapanızı sağlam attığınıza emin olun. Rüzgara tam açık olmasa da çok çalkantı yapıyor. Tanıştığımız Yeni Zellandalı aile iki gün sorun yaşadı en son çareyi bir daha çapa atmakta buldular. Derinlik yanaşmada 3.5 m. Merikhas'ta bağlanma ücreti yok. Belediyeye ait su ve elektirik var. Kart alıyorsunuz, bakiyeniz kadar kullanıyorsunuz. Şansımıza bize ayrılan bir tekne tarafından hediye edildi. Daha sonraki günler marketten aldığımız €2.5 olan elektrik ve su kartı ile idare ettik. Ortak kullanılıyor genelde. Bakiye 150 lt. suya bedel. Dikkat edilemezse 1 günde bile kartınız bitiyor ama sorun değil o zamanda diğer tekneler kart alıyor. 

Merikhas belediye limanı
   
   Aynı gün rüzgarın dindiğini zannedip 15.00 'da Kythnos'tan ayrılıp, Yönümüzü Atina körfezine çevirdik. Yarım saat sonra meltem vuruşunu yaptı 8 kuvvete çıkan rüzgarı görünce, Merikhas'a geri dönmeye karar verdik. Bundan sonraki hedefimiz Atina körfezi. Kea Adası ile Atina körfezinin girişindeki Lavrion mevkii arasında kanal 40 knota varan rüzgarlar yapıyor. Ayrıca gemi trafiği olduğu için hem karışık, hemde kanal yüzünden çok dalgalı olabiliyormuş. Gene de kendimiz yaşayıp göreceğiz. Özellikle gece seyri yapanlar dikkat etmeli. Bizde bu yüzden meltemin dinmesini bekleyeceğiz.
  
   Merikhas'ta uzun süre kaldık. Hem havanın dinmesini bekledik hem de dinlendik. Güzel arkadaşlıklar kurduk. Yeni Zellanda'lı olan Terry ve Carol son derece mütevazi ve samimilerdi. Carol akademik olarak ilerlerken üniversitede İngiliz dili ve edebiyatı öğretmenliği sırasında kanser olduğunu öğrenmiş, iyileştikten sonra daha önceki merakları olan; yelkenle dünyayı gezmeye karar vermişler. Artık kara ile bağlantıları yok denilebilinir. Hedefleri Türkiye-Kaş. 25 tane tekne ile orada buluşup, kışı Finike limanında geçirmek. Haz aldık, mükemmel plan. Hala görüştüğümüz diğer aile ise İspanyol olan Laura ve Fransız asıllı şef olan Olivier. Olivier'in kendine ait restaurantı varken, ani bir kararla küçük yelkenli tekneleri onları çağırmış ve herşeylerini bırakıp, denize açılmışlar. 9 metre olan tekneleri kötü durumda olmasına rağmen iyi yelkencilikleri sayesinde çoğu yere gitmişler. Bütün sistem elle çalışıyor. Su tankları yok, bulaşıkları denizde yıkayıp, denizde tuttukları balıkları yiyorlar, ee birde aşçı olunca kendisi, kavanozlarda saklanabiliyor o balıklar. Mükemmel bir aile güler yüzlü, yılmamışlar. Mikanos'tu hedefleri Olivier'in babası orada yaşıyormuş. Onlarda Kışı Türkiye'yede geçirecekler.

   4 agustos'ta rüzgar diner gibi oldu ama bizim cesaretimiz kırılmıştı. Birde bütün siteler farklı gösteriyordu. Kalmaya karar verdik. Ailemin işi olduğu için onlar Türkiye'ye feribotla dönmek istedi. Onları uğurladık. Babür'le baş başa kaldık. Denizci insanları seviyorum. Ulus farketmeksizin genellikle kaliteli ve sıcak insanlar. Üç tane Türk teknesi ile tanıştık. Beraber geziyorlarmış. Çeşme tarafından çıkmışlar. Onlarda 1.5 aydır denizdelermiş. Akşama çaya davet ettiler; mercimekli köfteler, börekler. Hasret giderdik Türk yemekleri ve muhabbetiyle. Bilgi alışverişi ve hikayeler. Ve Claus. Alman, eşinden boşanmış. Tek başına son kez katamarını ile dolaşıp, Hırvatistan'a gidip orada satmak hedefi.Claus'ta bizim kadar bekledi. Güzel dostluklar kurduk. Umarım devam eder. Türkiye'ye gelecek teknelerle kışın buluşmaya karar verdik ve vedalaştık.

 Kolona Koyu


   9 Ağustos'ta Kythnos'ta bir küçük adayı kendisine 10-15 m genişliğinde kumdan bir geçit ile bağlayan masmavi denizi olan Kolona koyuna gitmek istedik. Amaç alargada bir gece konaklamak. Hazırlıkları tamamladık, vedalaştık. Merikhas Limanından çıkmadan önce Babür'le aynı anda terslik var diyip motoru durdurdum. Egzos su atmıyordu, motor boğulmaya başladı haliyle. Sonra Kıyıya seslendik, Motoru çalıştırdım ileri vermeden, bir tane zodyak bizi alıp iskeleye kadar çekti ve aborda olduk. Başladık motorla ilgili her yere bakmaya.Teknenin altına bile daldım. Deniz suyu çekilen yer tıkanmış olabilir diye. Başka bir arkadaşımızın başına gelmişti çünkü. İmperaller'ı değiştirdik, çatlamıştı oda. Deniz suyu hortumu, Filtre her şey olması gerektiği gibi. Filtrenin içine su koyunca, egzos su atıyor, hortumu kovanın içine koyunca su çekiyor. Sonra anladık ki vana ile ilgili. Vanaya vurmamızla koca bir tuz yığını düştü sintineye. Sonra motor eskisi gibi çalışmaya başladı. O kadar tuzlu ki deniz, uzun süre motoru çalıştırmayınca biriken tuz sertleşmiş demek ki. Bizde Kolona koyuna gezi motorlarıyla gittik enfes bir yerdi, es geçilmemesi gereken bir koy. Tabi o gece de kaldık. Ertesi gün hedefimiz Atina Körfezine giriş Poros adası olacak.        

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere selametle..

Paros'tan Syros'a

   30 Temmuz 6.30'da rotamız Syros'a doğru yola çıktık. 25 millik yolumuzu kafadan gelen rüzgarla 10.30'da tamamladık. Syros adasının güneybatısında olan Foinikas marinaya girince herkeste büyük bir mutluluk oluştu, şimdiye kadar gördüğümüz en berrak denizdi. Marina'da çapa atılıyor. Derinlik bağlanmada 5 m. Marina görevlisi olan ''Niko'' hemen size yardıma geliyor. Foinikas'ta limandan ayrılmanıza gerek yok. Denizi sizi kendine çekiyor.

Syros limanı














   Syros'ta Foinikas'ta 102 Lt. diesel aldık. Diesel fiyatı Lt. €1.467 idi. Marina bağlanma ücreti günlük su ve elektrik dahil € 10. 200 lt. su aşımı ekstraya giriyor. İlk defa Syros'ta transitlog'a damga vurulduğu zaman bizden ücret istediler. Eğer teknemiz özel olmasaydı yani charter ya da yunan bayraklı olsaydı, liman girişi için €3 ödeyecektik. Biz Amerikan bayraklı olduğumuz için artı €15 ödedik. Normalde her liman almalıymış ama liman polisleri pek ilgilenmiyormuş. Bu ücret ilk giriş için €15 imiş. Daha sonraki gün fiyata dahil. İki gün sonrası ve daha sonraki günler için günlük artı €3 daha ödenmeliymiş.














Syros- Foinikas koyu kuzey rüzgarlarına kapalı ve temiz bir koy. Alargada da rahatlıkla kalınabilinir.

Foinikas alargadaki tekneler.
Foinikas Marina -Avanti














  Syros'un  doğusundaki ana limanı ise Ermoupoli. Feribotların yanaşma yeri olduğu için çok çalkantılı oluyormuş. Ana liman bizim dönüş rotamızda. Syros- Foinikas'a dinlenmek için girdik. Planımız dönüşe geçtiğimiz zaman Ermoupoli Limanına bağlanmak ve Syros'u gezmek. Syros Adası detaylarını size o zaman vereceğim.









Rotamız Kythnos yazımda görüşmek üzere...

Naxos Adası'ndan Paros'a

   27 Temmuz 11.50'de Naxos'tan çıkış yaptık. Rotamız 10 mil. Paros Adasına kadar 5 kuvvetinde esen apaz rüzgarla 4 knot hızla uzun zamandır yaşayamadığımız yelkenli keyfini çıkarttık. Burunu aşınca rüzgar orsadan gelip dalga boyu büyümeye başlayınca yolu uzatmamak adına cenoayı indirip ana yelken- motor seyri ile saat 14.00'da Paros'a vardık.
 
   İki ada arası paralel geçiş olmadığı sürece, rüzgar hep kafadan geliyor bu da bizim uzun olan rotalarımızda yelken açarak gitmemizi engelliyor. Adalara yakın geçmemeye çalışıyoruz. Aksi takdirde dalgalar karışmaya başlıyor. Bide tabi adalar arası kanal geçişleri var.

Naoussa Limanı yanındaki plaj

Parakia limanı
Naoussa merkez 
Paros iki önemli limana sahip. Biz adanın kuzeyinde bulunan Naoussa limanı'na bağlandık. Limana giriş dar ve kayalıklı. Vhf ch 12. Telsize cevap vermediler tabi ki. Kendi başımızın çaresine baktık. Tonoz alınıyor. Tonozu yanlış taraftan aldık ve sonuç tornistan sırasında rehber halat pervaneye takıldı. Fark edip motoru durdurmam bizi kurtarmadı. Sonrası bir saatlik dalış ve motor şaftına sıkışan ipi parçalarına ayıra ayıra kesmek oldu. Naoussa Limanını sabah erken terk ettik. Yannis günlük ücret almadığı için, bağlanma fiyatını öğrenemedik bizde gönlümüzden kopan €30 ile notu ofis kapısının altından bıraktık. (Naoussa liman görevlisi Yannis tel no: 0030 694 277 20 23)

   Yanımıza gelen teknelere her zaman yardım etmişizdir. Özellikle eşim Babür hem muhabbet etmeyi hemde yardıma koşmayı çok sever. Yanaşmada çok kötü olanlar gördük. Bizim yanaşmamız küçük olduğumuz için mi bilemiyorum ama hep sorunsuz oluyor. Hatta hep takdir topluyoruz. Ama Paros'ta şaşırdık artık. Kiralık diye herhalde insanlar son sürat iskeleye gelip çarpma tehlikesi yaşıyorlar. Palamar halatlarını karmakarışık atıyorlar, daha bağlanma bitmeden dümeni bırakıp işi karadakilere bırakıyorlar. Tavsiyem bilmediğiniz yerlere önce bir tur gözlem yapıp sonra yanaşın.
Parakia Limanı
Naoussa şehir merkezinde balıkçılar için oluşturulmuş havuzluk
    Naxos Limanında transitlogumuza giriş yaptırmamıştık. Niko gerek olmadığını söylemişti. Paros'ta bu sorun oldu tabi, crew list'i tamamlamadığımız için. Naoussa limanında damga yokmuş. Bizi işlemler için ana liman olan batı'daki Parikia limanı'na yönlendirdiler. Oraya otobüsle gittik. İşlemi kolaylıkla hallettik. Parikia limanı Paros'un ana limanı ve şehir merkezi büyük. Naoussa' ya göre daha açık ve çalkantılı bir yer. Feribotların yanaşma bölgesi de orası. Limana uzak olsa da giriş çıkış çok fazla. Kıyıya yakın alargada kalınabilir. Naoussa körfezinde ise alarga çok uygun değil. Adanın doğusunda olan Piso Livadi ise başka bir liman. Korunaklı ve elektrik su var.

   Paros'ta gezme fırsatı pek bulamadık. Zaten yanaştığımız Naoussa adanın en güzel koyu. Çarşısı, restaurantları, mağazaları, barları, daracık sokakları görülmeye değer. Kaldığımız her gün ayrı bir zevk aldık.

Naoussa- Sokak çalgıcıları

Dalga boyunuz az rüzgarınız bol olsun.. Ege Denizi'nde ise rüzgarınız az olsun...



   

 
  

1 Ağustos 2013 Perşembe

Koufonisia'dan Naxos'a

   19 temmuz cennet adalardan olan Koufonisia'dan saat 13.20' de ayrıldık. Rotamız Kyklad bölgesinin en büyük adası olan Naxos. İlk hedefimiz Naxos adasının güney yakasındaki Kalandhon körfezi. 6.7 millik kısa rotamızı 14.43'te tamamladık. Kalandhon körfezine 2 mil kala meltem patladı.Ama açıkta 3 knot rüzgarı görünce körfeze göz gezdirdikten sonra Naxos'a devam edelim dedik. Burunu aşınca rüzgar 7 kuvvete çıkıp, dalgalar pruvaya çarpmaya başlayınca Kalandhon'a dönmeye karar verdik.

Kalandhon Koyundan ayrılış
                                       

    Koyun içini melteme tamamen açık ve korunaklı olmadığını görünce alarga yerine taş iskeleye aborda olmaya karar verdik zira herkes aborda olmuş, alargada 1 tekne vardı. Liman balıkçı tekneleri ile doluydu. Sadece bir tane terk edilmiş küçük yelkenli vardı. Rüzgar limanın içinde anafor yapıyordu. Pruvadan zorlu ama sorunsuz aborda olduk. Terkedilmiş gibi gözüken limanda hem liman görevlisi hemde çoban olan ''Vassilis'' üç kelimelik ingilizcesiyle biz yanaştıktan sonra gelip, orası ''yellow zone'' acil yanaşma için dedi. Hoş bizim içinde acil giriş gibi bir şeydi zaten. Halatlarla tekneyi sarı bölgeden çıkardık. Şimdiye kadar en zorlu yanaşmamızı yaptık. Zaten kıçtan kara imkansız gibi bir şey. Derinlik yanaşmada 2.2 oluyor. Elektrik ve su var. Biz bir şey almadık. Zaten arıza nedeniyle su yokmuş, elektrik ise €5. Sadece gecelik 8.70 € ödedik.
   Kalandhon koyunda görünürde iki tane taverna var, onlarda dağın tepesinde. Bizim amacımız oraya sığınmaktı zaten. Biz sakinleştikten, tekne sağlama alındıktan sonra meltem coştu ta coştu. Avanti rüzgarla taş iskelenin arasında yan yatıp durdu bütün gece, dolayısıyla uyutmadı. Ama gün içerisinde koyun upuzun altın kumlu sahilinde keyif yapmayı ihmal etmedik.

   20 temmuz saat 6.10 da Kalandhon'dan dinmeyen melteme karşı kolay avara (iskeleden ayrılma) ettik. 21 knot orsa seyriyle 17 millik rotamız olan Naxos'a motor seyri ile 8.50' de vardık.

Naxos limanı Hora'dan görünüş
   Naxos'un batı yakasından pruvamıza çarpan yaklaşık 1 metrelik dalgalarla yukarı tırmandık. Batı yakasında çok sığlık var. Kıyıdan açıkta bile derinlik 10 m. Naxos limanı girişi ise hem kaba dalgalı hemde sığlıklar yüzünden karışık, Üstüne bide ferry giriş çıkışı ortalığı iyicene karıştırıyor. Navigasyon cihazında sığlıklar gözüküyor. Dikkatli olunmalı. Biz limanın üstüne tırmanıp dalgayı kıçtan alıp girdik.

 



   Naxos City limanına girince bizi daha önce Koufonisa'da tanıştığımız bir aileden telefon numarasını aldığımız marina görevlisi olan Nikolas karşıladı. (ilgilenenler için niko tel no: +30697 551 05 95). Daha önce de söylediğim gibi bizim gibi bir kaç tekne harici bütün yelkenliler 39 ft üstü. Limanda melteme ve dalgaya o kadar açık ki herkes hem çapa atmış, hem de tonoz almış. Bizim çapa atmamıza gerek duyulmadı, tonozla yetindik. Derinlik bağlanmada 3 m. Korunaklı olmayan marinanın pantonları, içerisi temiz kalsın diye açık yapılmış. Bir de üstüne Blue star, Helenic sea lines trafiği  eklenince tekneler çok çalkalanıyor. Tekneyi uzun süre bırakıp gitmek pek mantıklı değil. Rüzgarın çok patladığı bir akşam bir kaç tekne sinirlenip, marinanın yukarısına, mendireğin oluşturduğu büyük durgun suyu olan koya alargaya kaçtılar.

Apollon Tapınağından şehir manzarası














    Patmos'ta bir kişi eksilmiştik. Kişi listemizi tamamlamak üzere; Nilay'ı beklemek için Naxos'ta uzun süre kalmayı planlıyoruz.

   Naxos gerçekten büyük bir ada. Büyük olmasına rağmen görmeye değer bir kaç yeri var. Merkez sayılabilecek yerler hariç çok kurak ve boş bir ada. Hatta Moni köyüne uğrayan ilk Türk bizmişiz. Batı yakası kumsallardan ibaret ve sörfçüler için cennet sayılabilir. Mando plajı yeni başlayanlar için ideal. Sörf yapmak için havuz oluşturulmuş gibi; acemilerin kaçması imkansız. Prokopiou koyu ise usta sörfçüler için ideal. Limanın yanında olan şehir merkezi çok güzel. Apollon'daki Kouros'u(dev mermer heykel), Koronos köyü'nü (üzüm bağları için), Hora (dar sokakları, tavernaları, hediyelik eşyaları için). Ve zaten gitmeseniz de gözükmemesi imkansız Antik Tapınak Girişini (Apollon Tapınağı) görmelisiniz.


Apollon köyü
Apollon tapınak girişi


Şehir merkezindeki meşhur Flamingo bar














   Naxos'ta aradığınız hemen hemen her şeyi bulabilirsiniz. Daha önce uçup giden radar reflektörümüzü, çalışmayan sintinemizi ve ekolayzır tankımızı (çeşmelere su gitmesini sağlayan basınç tankı)  buradan satın aldık ve onardık. Naxos'a gelirken yolda iskele havuzluktaki ana yelken mandarını kontrol etmek için kullandığımız vinç bozulmuştu. Vinci açıp kontrol ettikten sonra pimin ( vinç kolunun vinci sarmasını sağlayan milin içindeki tel ) kırıldığını farkettik. Vinç halatı tutuyor ama sarmıyordu. Hemen onu da satın alıp tamir ettik.

Mando plajı


    Naxos adasında alarga kalınabilecek yerler arasında daha öne uğradığımız koy olan adanın güneyindeki Kalandhon körfezi var. Korunaklı olmasa da kaçmak için uygun. Adanın en doğusunda, burunun altında kaldığı için korunaklı olan Moutsouna koyu var ve adanın güneydoğusunda kalan küçük ve korunaklı olan cennet koy Panarmos' ta alargada kalabilirsiniz. Girişte sizi dev asker gibi dizilmiş palmiyeler karşılıyor.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere selametle...